GİRİŞ
- yüzyılın başlarından itibaren tüm dünyada kullanılan görsel medya araçlarından televizyonun günümüzde ne denli önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. Televizyon kullanımının bu kadar yaygınlaşması beraberinde televizyon yayınlarının da artmasına neden olmakta ve bu yayınların ilgi çekmesi için çeşitli yöntemler geliştirilmektedir. Günümüzde görsel medyanın öneminin artması ve geniş kitlelere ulaşma imkanının mevcut olması beraberinde birtakım sorunları da doğurmaktadır.
Görsel medya yolu ile kişilik haklarına saldırı durumu aslında basın özgürlüğü ile kişi hak ve özgürlüklerinin çatışması sonucunda oluşan bir olgudur. Bu iki kavram arasındaki ince çizginin aşılması durumunda, kişilerin Anayasa tarafından koruma altına alınan hak ve özgürlüklerine saldırı hali söz konusu olur.
Hukuk açısından en önemli varlığın birey olduğu düşünüldüğünde, hukuk sisteminin kişiliğe saygı duyması, dışardan gelebilecek saldırılara karşı kişiliği koruması gerekmektedir. Kişilik haklarına saldırı bakımından günümüz koşulları da dikkate alındığında belki de en çok rastlanan saldırı şekli, basın-yayım yolu ile kişilik hakları ihlalidir. Çalışmamızda basın ana başlığı altında basın kollarından, görsel medya yolu ile yapılan kişilik haklarının ihlali üzerinde durulacaktır. Ancak çalışmamızın temelini oluşturan görsel medya yolu ile kişilik hak ihlalinden önce Medeni Hukuk doktrinindeki eserlerden faydalanılarak, kişilik hakkı kavramı üzerinden kısaca bahsedilecektir.
2. KİŞİLİK HAKKI VE KİŞİSEL DEĞERLER
- Kişilik Hakkı Kavramı ve Nitelikleri
- Tanım
Medeni Hukuk doktrininde kişilik hakkının tanımı konusunda farklı tanımlamalar yapılmıştır. Kişilik hakkının ne olduğuna ilişkin yapılan bir tanımda kişilik hakkı, kişiliği oluşturan değerlerin tümü üzerindeki hak olduğu yönünde açıklanmış[1]; yapılan diğer tanımlamada, kişinin toplum içindeki saygınlığını ve kişiliğini serbestçe geliştirmesini temin eden varlıkların tümü üzerindeki hakkının kişilik hakkı olduğu açıklanmıştır[2]. Doktrinde yer alan bu tanımlara bakıldığında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK.)’nun kişilik hakkı kavramı üzerindeki düzenlemelerine uygun olduğu görülecektir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kişilik hakkının tanımını yaptığı bir kararında, kişinin kendi hür ve bağımsız varlığının bütünlüğünü sağlayan, herkese karşı ileri sürülebilen ve kaynağını Anayasa’dan alan; yani Anayasa’nın teminatı altında bulunan mutlak bir hak olduğundan bahsedilmiştir[3].
Kişilik hakkının konusunu, gerçek kişilerin hak ehliyetini kazandığı doğumundan ölümüne kadar, tüzel kişiler ise hak ehliyetini kazandıkları anda itibaren sona erdiği ana kadar yalnızca var olmaları nedeni ile ayrılmaz biçimde sahip oldukları hukuken korunan değerler oluşturmaktadır[4]. Bu değerler, kişiler tarafından herhangi bir işleme bağlı olmaksızın kendiliğinden doğmaktadır.
- Nitelikleri
Kişilik hakkının özelliklerini yedi başlık altında toparlamak mümkündür[5]. Buna göre;
Kişilik hakkının karakteri gereği mutlak hak niteliği taşımakta olup, herkese karşı ileri sürülebilmesi mümkündür. Mutlak hak olması niteliği ile birlikte kişilik hakkına sahip olan kişi, hukuken korunan değerlerinin tanınmasını, saygı duyulmasını üçüncü kişilerden isteme hakkına ve bu kişilerin kendi kişilik hakkına hukuka aykırı şekilde müdahale etme ihtimalini bertaraf etme yetkisine sahip olmaktadır.
Kişilik hakkının bir diğer özelliği kişi varlığı haklarından olmasıdır. Kişilik hakkının korunması kapsamına giren şeref ve haysiyet, hayat, sağlık, özel hayat gibi değerlerin, para ile ölçülmesinin mümkün olmaması nedeni ile bu hakların malvarlığı haklarına dahil olmadığı aşikardır. Ancak bu kişilik haklarına yönelik saldırıların sonucunda kişinin ekonomik zarara da uğrayabilmesi söz konusu olur.
Kişilik hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olması nedeni ile bu hak yalnızca sahibi tarafından kullanılmakta, devredilmesi veya vazgeçilmesi hukuken mümkün değildir. Ancak kişilik hakkının kullanımının devredilmesine engel yoktur. Örneğin, kişinin rızası dahilinde fotoğrafının bir dergide kullanılmasının herhangi bir sakıncası bulunmamaktadır.
Kişilik hakkı, kişinin hak ehliyetine sahip olduğu sağ olarak doğması ile başlamakta, kişinin ölümü ile sona ermektedir. Kişilik hakkının mirasçılara intikali gibi bir durum söz konusu değildir.
Kişilik hakkı tekelci niteliğe sahip olduğundan, bu hak üzerindeki hakimiyet yetkisi sadece bu değerlere sahip olan kişiye aittir. Bir kişinin kişilik haklarına ilişkin bir değere başka bir bireyin malik olma hakkı bulunmamaktadır.
Kişilik hakkı kural olarak icra takibine konu oluşturulamaz ve haczedilemez ise de, kişilik hakkına müdahale sonucunda açılan tazminat davası sonucunda verilen hükmün icraya konulması mümkündür.
Kişilik hakkının son özelliği ise, zamanaşımına uğramaması ve hak düşürücü süreye tabi olmamasıdır. Ancak kişilik hakkına saldırıdan doğan tazminat davalarındaki alacak hakkı zamanaşımı süresine tabidir.
- Kişilik Hakkının Konusu Olan Değerleri
TMK.md.23 ve 24’de ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ( TBK.)’nun 58. maddesinde kişiliğin korunmasına ilişkin genel nitelikte düzenleme yapılmışsa da, bu kapsamdaki unsurların ne olduğu konusunda bilgi verilmemiştir. Kişilik hakları bakımından sınırlı sayı ilkesinin geçerli olmamasından ötürü kişiler arasında korunmaya ihtiyaç duyulan ve kişiyi kişi yapan bütün değer varlıkları kişilik hakkının konusuna girmektedir[6]. Bu anlamda kanun koyucu kişilik hakkının konusu olan değerleri tek tek tespit etmek yerine kişisel değerleri somut olaylar ışığında yargının belirlemesini amaçlamıştır.
Kişilik hakkının konusu olan değerleri tek tek açıklayacak olursak;
- Hayat ve sağlık
Kişinin özgür ve sağlıklı bir şekilde yaşama hakkının en önemli yere sahip olduğu şüphesizdir. İHEB. md.3’de ve AİHS. md.2’de düzenlendiği üzere, yaşamak ve özgürlük herkesin hakkı olmakla birlikte, kişilerin yaşam hakkı yasayla korunur. Hayat hakkına tüm bireylerin eşit olarak sahip oldukları ve bu hak üzerinde tasarruf etmenin mümkün olmadığı açıktır. Bir kişinin kendisinin veya bir başka bireyin hayatına son vermesi hangi şartlar altında olursa olsun hukuken mümkün değildir.
- Vücut Bütünlüğü
Vücut bütünlüğü kavramı, kişisel hakların temelini oluşturan yaşam hakkının bir uzantısını oluşturmaktadır. Vücut bütünlüğüne ilişkin ilk düzenlemeler İHEB. ile AİHS. ile düzenlenmiştir[7].
Anayasanın 17. maddesinin ikinci fıkrasında da bu hususa ilişkin olarak, ‘‘Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz, rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.’’ denilmek sureti ile vücut bütünlüğü konusunun kanuni düzenleme ile korunması amaçlanmıştır.
İnsan vücudunun dokunulmaz olması kuralı gereğince kişinin rızası bulunmaksızın vücut bütünlüğüne karşı yapılacak her türlü müdahale hukuka aykırıdır. Ancak rızanın, ahlak ve adaba, kamu düzenine aykırı olmaması gerekir[8].
Vücut bütünlüğüne ilişkin korumalar bakımından; mobbing, tıbbi müdahaleler, organ ve doku nakli ile cinsel faaliyete ilişkin müdahaleler açısından kişiler korunmaktadır. Bu durumlara ilişkin olarak kişiye karşı yapılabilecek her türlü müdahale kişilik hakkına saldırı niteliğinde sayılmaktadır.
- Hayat alanı
Gelişen teknolojik imkanlar, yaşam tarzlarının değişimi ve teknolojik aletlerin bu denli hayatımıza girmesi ile birlikte kişilerin bilgilerinin elde edilmesi, saklanması ve ifşası gittikçe kolaylaşması neticesinde kişilik haklarına doğabilecek saldırılar bakımından hayat alanını korunması gerekliliğine daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. İnsanın özel hayatına saygı duyulmasını talep etme hakkına sahip olduğu da kaçınılmaz bir gerçektir.
Kişilik haklarına saldırı konusunda, her bireyin kendi hayat alanına sahip olması hali söz konusudur. Kişinin hayat alanını özel hayat, kamuya açık hayat ve gizli hayat olmak üzere üç kısma ayırmak mümkündür[9].
Özel hayat, kişinin gizli hayatına dahil olmayan fakat ailesi, yakınları ve arkadaşları gibi sıkı ilişkiler içinde bulunduğu sınırlı sayıdaki kişilerle paylaşma istediği olay, hareket ve bilgileri kapsamaktadır[10].
Gizli hayat, kişinin güven duyduğu kişilerle paylaştığı, bu kişiler dışında kalan kişilere kapalı olmasını arzu ettiği, onların bilmemesini istemediği bilgi, olay ve hareketleri kapsamaktadır[11].
Kamuya açık hayat ise, kişinin başkasının bilmesinden rahatsız olmayacağı, serbestçe ifşa edilmesinde sakınca olmayan olay, bilgi ve hareketlerdir.
TMK. ile getirilen düzenlemelerde kişinin özel ve gizli hayatı korunmaya muhtaç olarak değerlendirilirken, kamuya açık hayat bakımından hukuki koruma söz konusu değildir. Yani, kişinin özel veya genel hayat alanına karşı bir saldırının mevcudiyeti halinde bu hukuka aykırı müdahale, kişilik hakkına saldırı olarak değerlendirilir. Kişinin kamuya açık hayatında koruma olmamasının nedeni ise gizlilik durumunun söz konusu olmamasıdır. Yani normal şartlarda korunmaya muhtaç olan bilgi, olay ve hareketin toplumun gözü önünde olması nedeniyle bunların açıklanması halinde kişinin kişilik hakkına saldırı hali söz konusu olmamaktadır[12].
Özel ve gizli hayat alanına ilişkin bir bilgi, olay ve hareketin ortaya çıkması veya ifşa edilmesinin her zaman kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. İstisnai olarak, kişinin buna rıza göstermesi durumunda, özel ve gizli hayatına ilişkin bir duruma müdahale özel hayatın gizliliğine ihlal olmamakla birlikte, bu müdahale hukuka uygun hale gelmektedir.
- Şeref ve haysiyet
Kişinin şeref ve haysiyetine müdahale konusu uygulamada en çok rastlanan kişilik haklarına saldırı şeklidir. Çalışmamızın konusu olan görsel medya yolunda kişilik hakkının ihlalinde de bireylerin şeref ve haysiyetine ilişkin müdahalelere ilişkin olaylar sıkça yer almaktadır.
Kişilik haklarına karşı yapılan müdahalenin ne şekilde şeref ve hasiyete saldırı oluşturup oluşturmadığını saptamak konusunda doktrinde, normal vatandaş açısından objektif kriterlere başvurulmasının gerekliliğinden bahsedilmiş, normal bir vatandaş zarar görenin şeref ve haysiyetini meydana getiren niteliklerde eksilme olduğunu düşünmesi durumunda saldırının varlığı kabul edilmiştir[13].
Kişinin şeref ve haysiyetine yönelik saldırılar genel olarak, hakaret, eleştiri, eksik, yanlış veya doğru iddialar üzerinden, iftira, dedikodu, küfür şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu davranışların aracının, hangi yolla gerçekleştirildiği kişilik hakkına saldırı olarak değerlendirilmesi konusunda herhangi bir önemi yoktur. Bu durumların varlığı halinde, mağdur olan tarafın kişilik hakkına saldırı olduğu kabul edilir.
- Resim ve ses
Kişilik hakkı kapsamında bireylerin korunmaya muhtaç olduğu bir diğer alan, resim ve sestir. Bu nedenle, hiç kimsenin hukuka aykırı olarak bir başkasının resmini çekmesi, yapması, sesini ya da görüntüsünü kaydetmesi ve yayımlaması, teşhir etmesi ve kullanılması söz konusu değildir[14].
Genel olarak kişinin resminin ve sesine ilişkin yapılan hukuka aykırı hareketlerden kişilik hakkına saldırı söz konusu olabilecekken kişinin rıza göstermesi ve kamu yararının varlığı durumlarında hukuka aykırılık unsuru kalkacağından, bu durumda kişilik haklarına saldırı hali söz konusu olmayacaktır.
- Ad
TMK.md.26 düzenlemesi ile birlikte, kişinin adının kullanılmasının çekişmeye meydan vermesi ve adın haksız olarak kullanılması hallerinin varlığı halinde, isim üzerindeki hakkın bir kişilik hakkı olması nedeni ile buna yapılan saldırının, kişilik hakkına yapılan bir saldırı olarak kabul edileceği belirtilmiştir[15].
- GÖRSEL MEDYA YOLU İLE KİŞİLİK HAKKINA SALDIRI HALİ
- Televizyon Aracılığıyla Kişilik Hakkına İhlalin Çeşitleri
Kitle iletişim araçları arasında görsel medyanın günümüzdeki kullanımı oldukça yaygındır. Görsel medya araçlarından televizyon aracılığı ile kişilerin korunmaya muhtaç olan kişilik haklarına saldırı hali söz konusu olabilmektedir. Televizyon kanallarında yapılan bir haberin, yayımlanan bir resmin veya kullanılan bir sözcüğün, kişilik hakkına saldırı niteliği taşıması olasıdır.
Görsel medya yolu ile kişilik haklarına saldırı bakımından, tarafların haber verme özgürlüğü ile kişilik hakkına ilişkin değerlerin çatışması sonucunda oluşan tartışmalara sıkça rastlanılmaktadır. Bu kapsamda görsel medya araçlarının kullanılması suretiyle kişilik hakkının ihlali sözleşme ilişkisine dayalı ve sözleşme ilişkisine dayalı olmayan olmak üzere iki çeşide ayrılmıştır.
- Kişilik hakkı ihlalinin sözleşme ilişkisine dayalı olması
TBK. md. 26 düzenlemesi gereğince, tarafların bir sözleşmenin içeriğini diledikleri gibi düzenleyebilecekleri belirtilmiştir. Kanun koyucu tarafından düzenlenen bu hükümle, taraflara sözleşme serbestliği getirilmiştir. Sözleşme yapma özgürlüğü, bireylerin diledikleri gibi herhangi bir sözleşmeyi, baskıya maruz kalmaksızın kendi iradesi ile sözleşme yapabilmesi veya sözleşme yapmaktan kaçınması olarak tanımlanabilir[16].
TBK. md.27 düzenlemesi ile birlikte tarafların sözleşme serbestliğine kısıtlama getirilmiş ve buna göre, ‘‘Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler kesin hükümsüzdür.’’ denilmek sureti ile tarafların TMK.md.23-24’de düzenlenen kişilik haklarına aykırı bir sözleşme yapmaları durumunda bu sözleşmenin kesin hükümsüz olacağı açıklanmıştır.
Kişilik hakkının özellikleri dikkate alındığında, kişinin doğumundan itibaren hiçbir işleme tabi olmaksızın kendiliğinden hak kazanması söz konusu olduğundan taraflardan birinin kişilik hakkından vazgeçmesi söz konusu olmayacağından, taraflardan birinin sözleşme düzenleyerek kişilik haklarından vazgeçmesi yönünde irade sergilemesi hukuken mümkün değildir.
Kişinin rızasına dayanan, kişilik değerlerine yönelik her saldırı, TMK.md.23 kapsamında kabul edilmemektedir. Kişilik hakkına saldırı sonucunu ortaya çıkaran bir sözleşmenin bu kapsamda kişisel değerlere saldırı sayılması için, söz konusu kişisel değeri tümüyle ortadan kaldırmaya ve bu yönde tehlikeye düşürmeye yönelik ya da kullanılmasını imkansızlaştıracak veya zorlaştıracak nitelikte olması gerekmektedir. Örneğin, kişinin bir televizyon kanalı ile şeref ve haysiyetine karşı yapılacak saldırılarda, hiçbir şekilde hukuki yollara başvurmayacağını düzenleyen bir sözleşmenin, kişinin özel görüntülerinin yayımlanması halinde maddi-manevi tazminat talebinde bulunamayacağını düzenleyen bir sözleşmenin TMK.md.23 kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. TMK.md.23 kapsamına giren bu örneklerde olduğu gibi, bu tür sözleşmelerin sözleşme serbestisi içinde değerlendirilmesinin mümkün olmayacağı ve hukuken geçersiz kabul edileceği aşikardır[17].
Görsel medya yolu ile kişilik hakkının ihlali kapsamında sözleşmeye dayalı hak ihlalinin bir diğer türü ise, akdin hiç ya da gereği gibi ifa edilmemesi sonucunda doğan kişilik hakkı ihlalleridir. Burada akdin TMK.md.23’e aykırılığından bahsedilmemekle birlikte, saldırının akdin gereği gibi ifa edilmemiş olması ya da sözleşmeden doğan hakkın kişinin rızası dışına çıkma ihtimalinin söz konusu olmasıdır. Örneğin, tarafların bir ürünü tanıtma maksadıyla reklam anlaşması yapması durumunda, televizyon kanalının bu reklamı yayımlamaması yani borcunu ifa etmemesi, ya da kişinin kendisi ile ilgili röportajda özel hayatını kendisinin anlatımları dışında daha fazla açıklanması gibi olaylar örnek gösterilebilir[18]
- Kişilik hakkına ilişkin ihlalin sözleşme ilişkisine dayanmaması
Görsel medya yolu ile kişilik hakkının ihlalleri genellikle sözleşme dışı ilişkiden meydana gelmektedir. Televizyon kanallarının rating yarışı içine girmesi, yaptıkları programların daha fazla ilgi çekmelerini sağlamak amacı ile giriştikleri mücadelelerde bazen bireylerin kişilik hakkı değerlerine gerekli saygının gösterilmediği ve açık bir saldırı girişiminde bulunulduğu gözlemlenmektedir.
Kitle iletişim araçlarından olan televizyon yoluyla kişilik hakkının ihlalinin sözleşme dışı bir nedenden gerçekleşmesi birçok şekilde karşımıza çıkmaktadır. Haksız fiil olarak nitelendirilen bu saldırılar, TMK.md.24’deki düzenlenmesinde, ‘‘Hukuka aykırı olarak şahsiyet hakkına tecavüz edilen kişi, tecavüzde bulunanlara karşı korumasını isteyebilir.’’ denilmiştir. Kişilik haklarına yapılan her türlü saldırı hukuka aykırılık teşkil etmekte ise de, TMK.md.24/2’de düzenlemesi ile belirtilen kişinin rızası, daha üstün özel veya kamusal yarar ile kanunun verdiği bir yetki ile bu hareketin söz konusu olması halinde kişilik haklarına saldırıdan söz edilemeyecektir[19].
- Görsel Medya Yolu İle Kişilik Hakkına Saldırının Şartları
- Yayın
Görsel medya yolu ile kişilik hakkının ihlalinden söz edilebilmesi için öncelikli olarak bu kitle iletişim aracı ile yayımlanan bir yayının varlığı aranmaktadır[20].
Görsel medya araçlarından olan televizyonun yayınlarında uyması gereken yükümlülükleri ve yayın ilkelerini düzenlemek amacı ile 03.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun kabul edilmiştir. Bu kanunun amacı, radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerinin düzenlenmesi ve denetlenmesi, ifade ve haber alma özgürlüğünün sağlanması, medya hizmet sağlayıcılarının idari, mali ve teknik yapıları ve yükümlülükleri ile Radyo ve Televizyon Üst Kuruluşu ( RTÜK )’nun kuruluşu, teşkilatı, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esasları belirlemektir[21]. Radyo ve televizyonlar için yayın ilkeleri ise, 6112 sayılı kanunun 8.maddesinde düzenlenmiştir. Kişilik hakkı ile ilgili olarak medya hizmet sağlayıcılarının uymaları gereken yayın hizmet ilkelerinin düzenlendiği bu madde ile, ‘‘İnsan onuruna ve özel hayatın gizliliğine saygılı olma ilkesine aykırı olamaz, kişi ya da kuruluşları eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü, aşağılayıcı veya iftira niteliğinde ifadeler içeremez; ırk renk, dil, din, tabiiyet, cinsiyet, engellilik, siyasi ve felsefi düşünce, mezhep ve benzeri nedenlerle ayrımcılık yapan ve bireyleri aşağılayan yayınları içeremez ve teşvik edemez; suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç kimse suçlu ilan edilemez veya suçluymuş gibi gösterilemez; yargıya intikal eden konularda yargılama süresince, haber niteliği dışında yargılama sürecini ve tarafsızlığını etkiler nitelikte olamaz.’’ hükümlerinden bahsedilmiştir.
- Yayının kişilik hakkına saldırı niteliği taşıması
- Şeref ve haysiyete saldırı
Topluluk içinde yaşayan kişi, bireysel haklarına her an saldırı olabilmesi ihtimali ile karşı karşıya kalmaktadır. Bir olayın aktarılması, bir olay ya da kişinin eleştirilmesi bazı durumlarda kişinin şeref ve haysiyetine müdahale niteliğinde olabilmektedir. Görsel medya aracılığı ile yapılan yayınlarda bir kişiye toplum tarafından verilen manevi değerlere saldırı sonucunda, bu değerlerde azalma meydana gelmesi, şeref ve haysiyete televizyon yolu ile saldırılmasını ifade etmektedir[22]. Televizyonlarda kişilerin şeref ve haysiyetlerine gerçek dışı haberler ile, asılsız suçlamalar ve ithamlarla, hakaret veya sövme yoluyla, aşağılayıcı eleştiri yöneltmek sureti ile, el- kol hareketleri ve mimiklerle saldırmaları mümkün olmaktadır. Yapılan bu saldırılar sesli, görüntülü veya her ikisinin kullanımı sonucu meydana gelmesi mümkündür[23].
Kişinin şeref ve haysiyetine yapılan saldırı niteliğindeki gerçeğe aykırı olay iddiası veya gerçeğe aykırı isnatlar ve yayınlanan bu tür haberler, daima hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Örneğin, bir kişinin katil olduğunun söylenmesi, ticaret ile uğraşan bir şirketin iflas edeceği yönünde açıklamalar yapılması, kişinin yapmadığı bir eylemle ilgili olarak yapmış gibi haber yapılması durumları bu saldırı şekillerinden bazılarıdır.
Hukuka uygunluk sebeplerinin var olmadığı hallerde bazen şeref ve haysiyete saldırı niteliğinde sayılabilecek gerçek bir olayın da hukuka uygunluğu söz konusu olmamaktadır. Gerçek olan bir olayın açıklanmasının altında, rating mücadelesi, kişisel düşmanlık gibi sebeplerin yatması halinde hukuka aykırılığın söz konusu olacağı açıktır. Örneğin, bir suç nedeni ile hapse girmiş bir kişinin olayının tekrar tekrar yayımlanması halinde bu durumun kişinin şeref ve haysiyetine saldırı niteliğinde olduğundan bahsedilebilecektir[24].
Görsel medya aracılığı ile şeref ve haysiyete saldırının bir diğer biçimi, değer yargısı açıklanması ve eleştiridir. Televizyon veya video aracılığı ile bir kişinin toplum huzurunda küçük düşürülmesi, eleştirinin sınırlarının aşılarak kişinin karalanması, aşağılanması, objektif sınırların aşılması hallerinde kişilik hakkına saldırının varlığından söz edebiliriz.
Kişinin şeref ve haysiyetine saldırı bakımından, televizyon yayınında söz ve görüntünün bir arada kullanılması ile de bu saldırının gerçekleştirilmesi mümkündür[25]. Bir olayın açıklanması bakımından, yayımlanan haber ile kullanılan görüntünün uygun olmaması gibi durumlarda kişilik hakkına saldırı durumu söz konusu olabilmektedir. Örneğin, fuhuş yapan kadınlar ile ilgili yapılan bir haber yayınında bu konu ile ilgisi olmayan başka kadınların görüntülerinin kullanılması halinde bu şahısların şeref ve haysiyetine aykırı eylemde bulunulduğu aşikardır.
- Giz alanına saldırı
Kişinin ortak yaşam alanına giren olayların açıklanması, kural olarak hukuka aykırılık teşkil etmemekte, bu yaşam alanındaki olayların toplumun bilgisi ve görgüsü dahilinde yaşanıyor olması nedeniyle kişilik hakkına ilişkin korumadan faydalanamayacağı açıktır[26]. Ancak kişinin ortak yaşam alanı içerisindeki bir olaydan, görsel medya yolu ile herkesin bilgisinin olması durumunun da kişiyi rahatsız edebileceği, manevi değerlerini zedeleyebileceği ihtimali üzerinde de durulmalıdır. Örneğin, televizyonda yayımlanan bir magazin programında, gece kulübü çıkışında ünlü bir kişinin bir bayan arkadaşı ile aynı otomobile binmesinin görüntülenmesinden ve bu görüntülerin yayınlanmasından rahatsız olması söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda kişinin görüntülerinin yayınlanması basın özgürlüğü kavramı ile savunulsa bile, kişinin yayımlanmasını istemediği bir görüntünün haberleştirilmesi halinde bu kişinin kişilik haklarına saldırı olma ihtimali söz konusu olabilmektedir.
Özel yaşam alanındaki yaşam olayları, kişilik hakkına ilişkin korumadan yararlanır. Bireyin herkes tarafından bilinmesini istemediği veya yalnızca aile içinde kalmasını istediği bir olayın, görsel medya aracılığı ile başka başka kişilere duyurulması hukuka aykırılık teşkil etmektedir[27]. Kişinin gizli yaşam alanına yapılan saldırılar da, hukuka aykırı olarak değerlendirilmekte, kişinin kimse ile paylaşmadığı, olay ve benzeri özel şeylerin görsel medya araçları ile kamuya servis edilmesi kişilik haklarına saldırı halini oluşturmaktadır. Örneğin, kişinin cinsel tercihi ile ilgili haber yapılması, herkesten gizlediği bir sağlık sorununun kamuya servis edilmesi gibi durumlar bu saldırı çeşitlerinden birkaçıdır.
Gizli ve özel hayat alanı kapsamındaki sırların, başka kişilere aktarılması ya da yayınlanarak kamuya yansıtılması kadar, bunların ele geçirilmesi de kişilik hakkına saldırı niteliği taşımaktadır[28]. Bir bireyin sağlık sorunu ile ilgili gizli tutulan doktor raporlarının yayıncılar tarafından ele geçirilmesi, kişinin özel görüntülerinin bulunduğu CD’nin magazin programı muhabiri tarafından satın alınması gibi durumlar bu saldırıya örnek olarak verilebilir.
- Görüntü ( resim ) üzerindeki hakka saldırı
Bir bireyin resminin veya sesinin, onun kişilik haklarına saldırı oluşturacak nitelikte yayımlanması söz konusu olabilmektedir. Görsel medya araçlarının kullanımı sureti ile kişinin görüntüsünün yayını, özel yaşam ve şeref ve haysiyete saldırı niteliği dışında da , görüntü üzerindeki hakka saldırı nedeni ile, haklı neden olmadıkça bu resmin kullanılması hukuka aykırı kabul edilmektedir[29].
Resim kişinin dış yaşama yansıyan ve onu öteki kişilerden ayıran görünümü olduğundan kişinin bu görünümüne karşı saygılı olunmasını isteme hakkına sahip olduğu açıktır. Kişilik hakkından kaynaklanan bu yetki ile bir kişinin resminin yayımlanmasını, resminin çekilmesini engelleme hakkına sahiptir[30].
Kişinin resminin izinsiz olarak yayımlanmasına ilişkin olarak emsal Yargıtay kararında özetle, ‘‘haber olarak vermekle yetinilmesi gerekirken, davacının plajda çekilen fotoğrafının yayınlanması resim üzerindeki hakkı ihlal etmektedir. Kişinin resmi üzerindeki hakkı, TMK.md.24 kapsamında kişilik haklarından olup, ona karşı yapılan her çeşit saldırının önlenmesi talep edilebilmekte, kişinin rızası olmaksızın fotoğrafının yayınlanması FSEK.md.86 kapsamında hukuka aykırılık teşkil etmekle birlikte, kişinin fotoğrafının yayımlanmasında kamu yararının da bulunmaması nedeni ile kişilik haklarına saldırının var olduğu kabulü ile uygun miktarda manevi tazminata karar verilmesi gerekir…’’ denilmiştir[31].
- İsim ve ses üzerindeki hakka saldırı
Kişinin isim üzerindeki hakkına, görsel medya yolu ile yapılan saldırılarda eğer hukuka uygunluk sebepleri bulunmuyorsa, bu saldırı hukuka aykırı kabul edilir. TMK. md. 25 gereğince genel anlamda isim hakkına saldırı, ismin ihtilafa meydan vermesi veya ismin gaspı şeklinde oluşmaktadır[32].
Örneğin, televizyon yolu ile yayımlanan bir reklamda, reklam konusu olan bir nesneye halk tarafından verilen bir kişinin adının verilmesi gibi bir durumda adı verilen kişinin kişilik haklarına saldırı olduğundan bahsedilebilir.
Bununla birlikte kişinin konuşması yani sesi üzerindeki hakkın da, kişilik haklarının korunma mahiyetine tabi olması gerekmektedir. Televizyon veya video aracılığı ile kişinin bir konuya ilişkin konuşmalarının izinsiz olarak yayımlanması, kişinin konuşmasının farklı anlaşılmalara neden olabilecek şekilde yayın etiği ile bağdaşmayacak şekilde kesilmesi ve sadece belli kısımlarının yayımlanması gibi hallerde bu kişinin kişilik hakkına saldırı olma ihtimali söz konusudur.
- Hukuka Uygunluk Nedenlerinin Bulunmaması
Görsel medya yolu ile kişilik haklarına saldırıdan söz edilebilmesi için yayının ve bu yayın yolu ile saldırının varlığından başka hukuka uygunluk nedenlerinin de bulunmaması gerekmektedir. Hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı halinde görsel medya yolu ile gerçekleştirilen bir eylemin kişilik hakkına saldırı niteliğinde olduğu kabul edilmeyecektir.
- Haber verme hakkı
Görsel medya yolu ile açıklanan olayın haber niteliği taşıması gerekmektedir. Bir yayının haber olarak hukuka uygun sayılabilmesi için haberin;
- gerçek olması,
- güncel olması,
- verilmesinde kamu yararının bulunması gerekir[33].
Haberin gerçek olmasından anlaşılması gereken husus, bir olayın haberin verildiği andaki durum ve iddialara uygun olarak yansıtılmış olması halinde bu haberlerde gerçeklik olduğunun kabul edilmesi söz konusu olur[34]. Ancak görsel medyada yer alan bu haberin gerçek olması hukuka uygunluk bakımından tek başına anlam taşımamakta, diğer hallerinde varlığı durumunda haberin verilmesinin kişinin kişilik haklarına saldırı olmasından çıkması söz konusu olmaktadır.
Yargıtay’ın haberin gerçek olması konusuna ilişkin olarak verdiği bir çok karar mevcuttur. Bu konuya ilişkin olarak emsal teşkil eden bir kararda özetle, ‘‘ dava konusu edilen NTV adlı televizyon kanalının 25.2.2001 günü akşam haber bülteninde ‘‘ Çiftehan kaplıcalarının ihalesini alan T…. A.Ş. sahibi ve yöneticileri hakkında sahte fatura kullandıkları iddiası yapılıyor…’’ şeklinde haber yapılması söz konusu olmakla birlikte, söz konusu tüzel kişiliğin sahiplerinin gerçekten de sahte fatura kullanmaları nedeni ile haklarında vergi kaçakçılığı suçundan kamu davası açılması ve cezalandırılmaları hali söz konusu olduğundan haberin veriliş biçimi dikkate alındığında gerçekliğe uygun görüldüğü…’’ şeklinde görüş bildirilmiştir[35].
Bir yayının hukuka uygun olarak kabul edilebilmesinin bir diğer şartı ise, haberin güncel olmasıdır. Bilinen gerçek olayların güncel olmaktan çıkmasından sonra yayımlanmasında kamu yararından bahsedilemeyeceğinden bu tür yayımların hukuka uygunluk sebebinden yararlanamayacağı açıktır. Güncellik için yayının yapıldığı an itibariyle yapılmasında, geçmişte gerçekleşmiş olsa bile bir olayın yayın anı itibariyle yayın yolu ile anımsatılmasında ve tartışılmasında kamunun bir yararının varlığı gerekmektedir. Bu nedenle önceden yaşanmış fakat yayın anında haber olarak sunulmasının gerekli olmadığı durumlarda güncellikten bahsedilemeyecektir[36].
Basının toplumu ilgilendiren olay ve konularda haber vererek halkın bilgi sahibi olmasını sağlama, denetim ve eleştiride bulunma, halkı aydınlatma, kamuoyu gündemini oluşturma gibi görevlerine bakıldığında bu görevlerinin kamu yararına hizmet ettiği görülmektedir. Basının olaylara ve değer yargılarına ilişkin açıklamalarında kamu yararını gözeterek toplumun çıkarlarını üstün tutması, basına tanınan bir ayrıcalığın nedeni ve basın hürriyetinden kaynaklanmaktadır. Görsel medyanın kamu yararını gözetmesi sınırı mevcutken, kişisel menfaat, sansasyon, husumet gibi amaçlarla yayın yapılması durumunda, kişisel çıkarlar ön planda tutulduğundan kamu yararının varlığından söz edilemeyeceği gibi yayının da hukuka uygunluk hali ortadan kalkmış olacaktır[37].
- Zarar görenin rızası
TMK.md.24/2 düzenlemesi ile kişilik hakkına saldırıya uğrayan kişinin rızasının varlığı halinde bu saldırı hukuka uygun kabul edilecektir.
Kişinin rızasının hukuka uygun olarak kabul edilebilmesi için, kişinin vazgeçtiği kişisel hak değerinin vazgeçilebilir nitelikte olması gerekmektedir. Kişilik hakkının, kimseye devredilmeyen ve vazgeçilemez hukuksal varlık oluşu, özellikle maddi bedensel kişilik varlıklar ve manevi kişisel değerlerden olan şeref ve haysiyet, başkasına devredilemeyen hukuksal varlıklardır. Bu anlamda, şeref ve haysiyete karşı saldırı teşkil eden bir programın yayınına rıza gösterilmesi söz konusu olmamaktadır.
Kişinin belli bir konuya rıza göstermesi durumunda eğer rızasının aşılması hali söz konusu olursa bu durumda da hukuka uygunluk sebebi ortadan kalktığından kişilik hakkının ihlalinden söz edilebilir[38]. Örneğin, bir magazin programında görüntülerinin çekilmesine izin veren ünlünün görüntülerinin başka programlarda kullanılması durumunda artık kişinin rızasından bahsedilemeyeceği için hukuka uygunluk sebebi ortadan kalkacaktır.
- Zarar ile uygun illiyet bağı
Görsel medya yolu ile yapılan yayınlar nedeni ile bireyin kişilik değerlerine aykırı bir sonucun ortaya çıkması ile bir zararın oluşması ve bu zararında görsel medya aracılığıyla meydana gelmesi gerekmektedir. Kişilik haklarına saldırıya maruz kalan kişinin zararı maddi zarar olabileceği gibi, manevi zarar da olabilmektedir.
Televizyon veya diğer görsel medya araçları ile kişilik haklarına aykırı bir durum oluştuğunda, bu durum neticesinde bir zararın varlığı aranmaktadır.
- Saldırıda bulunanın kusuru
Görsel medya aracılığı ile kişilik haklarına saldırı durumunda, yayını yapan kişinin kusuru aranmaktadır. Kusur halinin varlığı yalnızca kişilik hakkına saldırıya maruz kalmış kişinin açacağı maddi ve manevi tazminat davaları için şart koşulmuştur. Görsel medya aracılığı ile yapılan bir yayının, haberin veya bir programın kusurlu bir davranışa dayanması, rating kaygısı, kişisel menfaat, öç alma gibi nedenlerle kasten; gerekli araştırma ve özen gösterildiği zaman yapılan yayındaki bir olayın gerçek olmadığının anlaşılabileceği durumlarda bu araştırmanın yapılmaması durumunda ise ihmal olarak karşımıza çıkmaktadır[39].
- GÖRSEL MEDYA YOLUYLA KİŞİLİK HAKKINA SALDIRIDA KORUNMA YOLLARI
- Kişilik Hakkına Saldırı Halinde Açılacak Davalar
- Saldırı tehlikesinin önlenmesi davası
TMK.md.25/1 düzenlemesi ile saldırı tehlikesinin önlenmesi davası kişiliğe saldırının henüz başlamadığı fakat saldırı tehlikesinin var olduğu, bu tehlikenin ciddi ve yakın olduğu durumda açılmaktadır. Bu davanın amacı kişilik hakkına saldırıda bulunan kişinin yaptığı eylemin yasaklanması suretiyle mağduru gelecekte ortaya çıkabilecek saldırıdan korumaktır[40]. Önleme davasının açılabilmesi için iki özel şartın varlığı aranmaktadır:
- Kişilik hakkına saldırının varlığı ve saldırı tehdidinin ciddi ve yakın olması,
- Saldırının varlığını sürdürmesi gerekmektedir.
Görsel medya araçları yolu ile kişilik hakkına saldırı açısından, önleme davasına konu olacak yayınlarda bu tehditin varlığı aranmaktadır. Örneğin, bir televizyon kanalındaki programda ‘‘haftaya X kişisinin kirli ilişkilerini açıklayacağız’’ şeklinde söylemde bulunulması veya altyazıda bu şekilde gösterilmesi gibi durumların varlığı halinde, kişilik hakkı saldırıya uğraması tehlikesi altında bulunan kişinin bu saldırının önlenmesini talep etme hakkı mevcuttur[41].
- Saldırıya son verme ( durdurma ) davası
Durdurma davası, kişilik değerlerine saldırının başlamış ve sürmekte olan durumlarda açılmaktadır[42]. Bu dava ile hukuka aykırı durum engellenmeye çalışılarak daha ağır muhtemel sonuçların doğmasına engel olunur. Saldırı tehlikesinin var olmadığı, sona erdiği gibi durumlarda saldırıya son verme davasının açılabilmesi mümkün değildir.
Bu davanın açılabilmesi için yalnızca tecavüzün hukuka aykırılığının yeterli olduğunun kabul edildiği görüşün yanında[43]; hukuka aykırılığın durdurulmasının mümkün olması ve durdurmada bir yararın bulunması gerektiği yönünde ek şartların da savunulduğu bir görüş mevcuttur[44].
Görsel medya yolu ile kişilik hakkına saldırı açısından, durdurma davasına konu olacak yayınlar, bir seri halinde devam eden program ve reklamlar olarak nitelendirilebilir. Örneğin, bir kişinin özel yaşamının bölüm bölüm gösterildiği belgesel niteliğindeki bir televizyon programında, eğer hayatı anlatılacak kişinin rızasının bulunmadığı veya rıza gösterdiği sınırların aşılması durumlarında, kişilik değerleri saldırıya uğramış olan kişinin bu saldırının durdurulmasını talep etme hakkı vardır. Seri halinde yayımlanan bu programdan dolayı kişinin bu yayından dolayı mahkemeye başvurarak yayının durdurulmasını istemesi bu davanın bir amacını taşımaktadır.
- Saldırının hukuka aykırılığının tespiti davası
TMK. md. 25 düzenlemesi ile kişilik hakkına saldırının hukuka aykırılığının tespiti davası açılabilmesi içim saldırının sona ermiş olması, ancak, sona ermesine rağmen etkisinin devamının varlığı aranmaktadır[45].
Bu davanın açılmasının amacı kişisel değerlerden birine yönelik saldırının yapılmakta ya da yapılacak olduğunu belirlemektir. Bu dava ile saldırının yasaklanması, kaldırılması ya da saldırıdan doğan zararın giderilmesi istenmeyip yalnızca hukuka aykırı bir saldırının varlığının tespitinin istenmesi aranmaktadır[46].
Saldırının hukuka aykırılığının tespiti için açılan davada, saldırıya maruz kalan kişinin bu saldırının tespiti yanında TMK.md.25/2 gereğince verilen kararın yayımlanmasını veya üçüncü kişilere bildirilmesini talep etmesi de mümkün olup bunu istemesindeki amaç kişinin toplumda sarsılan itibarının kısmen de olsa iadesidir[47].
- Vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan dava
TMK.md.25/3 düzenlemesi ile, kişiliğine saldırı olan kimsenin, failin bu sebeple elde ettiği kazancı, vekaletsiz iş görme kurallarına göre talep edebilmesi mümkündür.
Bu davanın açılabilmesi için başkasına ait bir işin görülmesi ve işi gören kimsenin elde ettiği bir kazancın söz konusu olması gerekmektedir. Bu davanın açılmasındaki amaç, kişilik hakkına saldırı sonucunda, saldırıda bulunanın bu saldırı neticesinde elde ettiği kazancın, saldırıya uğrayan kişiye ödenmesini mümkün kılarak, kişilik hakkının, daha etkin şekilde korunmasını sağlamaktır[48]. Bu davanın özellikle görsel medya yolu ile bu saldırıyı yapan kişilere açılması mümkündür. Bir televizyon kanalının yapmış olduğu bir programda bir kişinin şeref ve haysiyetine leke sürecek açıklamalar yapması ile bu programın daha çok kişi tarafından izlenerek, birçok firmadan reklam alması sonucu maddi çıkar elde etmesi halinde, saldırıya maruz kalan kişinin bu programı yapan televizyon kanalından elde ettiği kazancın kendisine verilmesini talep etme hakkınsa sahip olmaktadır.
- Maddi tazminat davası
Maddi tazminat davası, kişilik hakkı hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan bireyin, bu saldırı yüzünden malvarlığından meydana gelen azalmanın giderilmesini sağlamak amacı ile açmış olduğu davadır. TMK.md.25 düzenlemesi ile birlikte kişilik hakları tecavüze uğrayan kişinin maddi zararının varlığı halinde bu davayı açabilmesi mümkündür.
Kişilik hakkına saldırı sebebiyle maddi tazminat davası açılabilmesi için, hukuka aykırı bir saldırının varlığı, maddi zarar, saldırı ile zarar arasında uygun illiyet bağının varlığı ve saldırıyı gerçekleştirenin kusuru veya kusursuz sorumluluk gerektiren bir halin varlığı şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir[49]. Bu düzenleme TBK. 49 vd. maddelerinde düzenlenen haksız fiilden doğan borç ilişkilerine ilişkin hükümler çerçevesinde yürütülmektedir.
Görsel medya aracılığı ile yapılan bir eylemin hukuka aykırı olarak değerlendirilebilmesi için, yapılan haber veya eleştirinin gerçeğe aykırı olması, güncellik niteliği taşımaması, açıklanmasında kamu ilgi ve yararının bulunmaması gibi hukuka uygunluk nedenlerinin olmaması gerekmektedir.
Maddi tazminat davası açılmasının amacı, görsel medya yolu ile kişilik haklarına yönelik saldırılar sonucu oluşan maddi zararların ortadan kaldırılmasıdır. Buradaki zarar, yapılan yayının, haberin veya başka bir eylem sonucunda mağdura uğrayan kişinin kişilik hakları saldırıya uğrayan kişilerin malvarlığında meydana gelen azalmadır. Kişilik değerlerine saldırı olan kişinin uğradığı maddi zararın, mahrum kalınan kar olarak da ortaya çıkması mümkündür. Örneğin, bir müzisyen hakkında gerçeğe aykırı haberler yapılması sureti ile bu haberlerden etkilenen organizatörün müzisyen ile olan ilerdeki konserlerini iptal etmesi durumunda, müzisyenin konser karşılığında para kazanması engellenmiş olduğundan, mahrum kalınan kardan söz edilir. Bu durumda da kişilik hakkı saldırıya uğrayan kişinin bu mahrum kalınan bedelin kendisine ödenmesini talep etme hakkı mevcuttur.
- Manevi tazminat davası
Manevi zarar, bir kişinin kişilik değerlerinde iradesi dışında meydana gelen eksilmeyi ifade etmektedir. Bir kişinin, kişi varlığını oluşturan hukuki değerlerin ihlali dolayısıyla uğramış olduğu objektif eksilme ve kayıplar manevi zararı meydana getirmektedir[50].
Manevi tazminat davası, kişilik hakkı hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kişinin duyduğu manevi acının, elem ve ızdırabın giderimi amacına yönelik bir tazminat davasıdır. Manevi tazminat isteyebilmek için kişisel değerlerden birine saldırıda bulunulması, saldırının hukuka aykırı olması, manevi zararın meydana gelmesi, zararın kusur sonucu veya kusursuz sorumluluk gerektiren hallerden birinin varlığı sonucu gerçekleşmiş olması ve saldırı ile gerçekleşen zarar arasında uygun illiyet bağının varlığı aranmaktadır[51]. Manevi tazminat davasının amacı kişinin uğradığı saldırı neticesinde yaşadığı üzüntü ve keder durumunun bir miktar dindirilmesidir.
Kişilik haklarına karşı saldırı durumunda mağdurun manevi tazminat davası açma hakkı TMK.md.25’de düzenlenmesinin yanında, TBK.md.56 hükmünde de manevi tazminat konusunda düzenleme yapılmıştır. Bu düzenleme ile, ‘‘Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.’’ denilmiştir. Buna göre, hâkimin manevi tazminat miktarını belirlemesi bakımından olayın şartlarını, saldırıda bulunan kişinin kusur durumunun ağırlığını dikkate alarak o yönde karar vermesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.
TMK.md.25/4 düzenlemesi ile de, manevi tazminat isteminin karşı tarafça kabul edilmemesi halinde devredilemeyeceği ve miras bırakan tarafından ileri sürülmedikçe mirasçılara geçemeyeceği düzenlenmiştir.
Görsel medya yolu ile yapılan saldırıların niteliğine bakıldığında diğer yollar aracılığı ile yapılan saldırılara nazaran etkisinin daha fazla olduğu söylenebilir. Çünkü gelişen teknoloji ile toplumun büyük çoğunluğunun bundan yararlanması söz konusu olduğundan, bu araçlarla yapılan kişilik haklarına saldırı halinin de çok kişiye ulaşması söz konusu olacaktır. Yapılan haberin veya programın ne zaman, ne şekilde yapıldığı, hangi televizyon kanalında yayımlandığı gibi koşullar, kişilik hakkına saldırı söz konusu olduğu durumlarda bu saldırının ağırlığını etkilemektedir. Örneğin, çok izlenen bir televizyon kanalının ana haber bülteninde yapılan haberde ünlü bir kişinin şeref ve haysiyetini olumsuz yönde etkileyecek bir haberin gösterilmesi ile yerel televizyondaki bir ana haber bülteninde aynı haberin yapılması ile doğuracağı etki arasında farklılıklar mevcuttur. İşte bu farklılığın değerlendirilmesi ile manevi tazminat miktarının belirlenmesi önemli rol oynamaktadır[52].
Tarafların sıfatı, işgal ettikleri makam ve diğer sosyo-ekonomik durumları da manevi tazminatın miktarını belirlerken hâkimin dikkate alması gereken unsurlardır. Toplum içinde bir kişinin oyuncu, sanatçı, sporcu gibi sıfatlara haiz olması, manevi tazminatın belirlenmesinde hem davacı hem de davalı açısından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir[53].
Yargıtay’ın konuya ilişkin emsal bir kararında özetle, ‘‘Davacı, CNN Türk televizyonunda ‘‘Tarafsız Bölge’’ programında , davalılardan M.C.Ü’nün kendisine hakarette bulunduğunu belirterek manevi tazminat talebinde bulunmuş, davalılar ise insanların eleştirilmesinin olağan karşılanması gerektiğini ileri sürerek davanın reddini talep etmişlerdir. Hakimin, manevi tazminat tutarını belirlerken, saldırı oluşturan olayın ve eylemin özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alması gerektiğini, tutarın belirlenmesinde her olayın özelliklerine göre değişebilecek özel durum ve koşulların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde nesnel olarak göstermesi gerektiğini belirtmiş, davaya konu olan olayda, olayın gelişimi ve belirtilen ilkeler dikkate alındığında mahkemenin daha az manevi tazminat bedeli ödemesi gerekirken hükmedilen miktarın fazla olduğuna kanaat getirerek, ilk derece mahkemesinin kararını bozulması gerekir.’’ şeklinde hüküm vermiştir[54].
Manevi tazminat bedelinin belirlenmesinde bir diğer faktör kişinin kusurunun ağırlığıdır. Sorumlu olan kişinin kusurunun ihmalden veya kasten meydana gelmesi arasında manevi tazminat bedelinin belirlenebilmesi adına farklılıklar oluşmaktadır. Hakkaniyet ilkesi gereğince, kişilik hakkına saldırıda bulunan kişinin kusurunun ağırlığına göre sorumlu tutulması da gerekmektedir. Bunun yanında zarara uğrayan kişinin de müterafik kusurlu olması halinde bu durumun da hâkim tarafından miktarı belirlemede nazara alınması gerekir.
Manevi tazminat davasının para ödenmesini talep etme dışındaki bir taleple de açılması ya da hakimin belli bir miktar paranın tecavüze uğrayana ödenmesinin yanında veya dışında saldırıya maruz kalanın manevi zararını başka şekilde giderilmesini sağlayabilir. TBK.md.58/2 düzenlemesi ile, ‘‘Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.’’ denilmiştir. Mahkemenin davalının özür dilemeye mahkum edilmesi, sembolik bir bedelin ödenmesi, kınama kararı verilmesi, cevap ve düzeltme yapılması gibi kararlar vermesi de hukuken mümkündür. Ancak Yargıtay’ın özür dileme ve sözlerini geri almaya ilişkin kararların icra edilebilirlik niteliği olmadığı için bu yönde karar verilmesinin mümkün olmadığı görüşündedir[55].
- Televizyon Hukuku Açısından Özel Koruma Yolları
- Görsel medya yolu ile yapılan saldırılardan doğan hukuki sorumluluk
Türk hukukunda radyo ve televizyonları düzenleyen 6112 sayılı yasanın yanında 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Yasası da mevcuttur. Çalışmamızın konusu olan görsel medya yolu ile yapılan saldırılar nedeni ile hukuksal sorumluluğun kimde olacağı konusu bu kanuni düzenlemeler ile belirlenmiştir.
Türk hukukunda TRT kurumuna ait radyo ve televizyonlar yoluyla yapılan saldırılara ilişkin düzenlemeler 2954 sayılı kanunda yer almıştır. TRT yayınlarına ilişkin olarak düzenlenen 2954 sayılı kanunun 28. maddesinde sorumluluk başlığı altında;
‘‘Türkiye Radyo – Televizyon Kurumunun, kendilerine tevdi edilen metni aynen okumakla görevli personeli o yayının yönetim ve kontrolünde özel olarak görevlendirilmiş olmamak şartıyla, o yayın yoluyla işlenen suçtan veya haksız fiilden sorumlu tutulmazlar.
Bu Kanunun 18, 22 ve 27 nci maddeleri uyarınca yapılan ve bu özelliği anonsla belirtilen yayınlar ile tespitlerden faydalanmaksızın Türkiye Radyo Televizyon Kurumu istasyonları dışındaki bir radyo ve televizyon kuruluşundan naklen yapılan yayınlardan, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu personeli sorumlu değildir.
Kişiler, kurum ve kuruluşlar yayınlar nedeniyle uğradıkları zararlardan ötürü, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu personeli aleyhine değil, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu aleyhine dava açarlar. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.
Kişiler, kurum ve kuruluşlarca yayın yoluyla suç işlendiği iddia edilerek Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu personeli hakkında açılan ceza davalarında, personel, Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu avukatlarınca savunulabilir.
Bu madde kapsamına giren suçlardan ve haksız fiillerden dolayı yayının yapıldığı tarihten başlayarak altmış gün içinde açılmayan davalar dinlenmez.’ denilmiştir.
Bu hüküm ile, TRT kurumuna ait bir radyo ya da televizyondan yapılan bir yayınla kişilik hakları saldırıya uğrayan kişinin, TRT kurumu aleyhine yayının yapıldığı andan itibaren 60 gün içinde dava açma hakkı tanınmıştır.
TRT. dışındaki özel televizyon kanallarına ilişkin olarak ise bu kanallar aracılığı ile yapılan saldırılardan doğan sorumluluk 6112 sayılı yasanın 46. maddesinde gösterilmiştir. Bu maddeye göre kişilik hakkına saldırı neticesinde yayından sorumluluğun; yayını yöneten, yayının programını yapan ve yayının sorumlu müdürüne ait olduğu belirtilmiştir. Aynı maddenin devamında ise yayın kuruluşuna istihdam eden sıfatı ile kusursuz sorumluluk hali yüklenmiştir.
TRT.’nin tabi olduğu kanun ile özel televizyon kanallarının tabi olduğu kanun bakımından belirlenen hukuksal sorumluluk hallerinde bir takım farklılıklar göze çarpmaktadır. İki kanun arasındaki en büyük fark; TRT. yayınından kaynaklanan sorumluluk sınırlarının daha az belirlendiği, özel kanallar bakımından ise daha geniş çerçevede tutulduğu anlaşılmaktadır. Örneğin, TRT. personelinin hangi yayınlardan sorumlu olup olmadığı belirlenmişken; özel televizyonlarda çalışan personelin sorumluluğuna ilişkin herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. Bununla birlikte TRT. kurumuna karşı açılacak davalarda 60 günlük dava açma süresi belirlenmiş, özel kanallar bakımından ise kuruluş ve görevlileri aleyhine açılacak davaların, iki ve on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu düzenlenmiştir[56].
- Cevap ve düzeltme hakkı
İletişim özgürlüğünün kötüye kullanılmasını önlemek amacı ile cevap ve düzeltme hakkı, Anayasanın 32. maddesinde anayasal bir hak olarak düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, ‘‘Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir.’’ düzenlemesi ile anayasal koruma altına alınmıştır.
Anayasada yer alan bu düzenlemeye uygun olarak televizyona ilişkin cevap ve düzeltme hakkı, 2954 sayılı kanunun 27. maddesinde, 6112. sayılı kanunun ise 18. maddesinde düzenlenmiştir.
6112 sayılı kanunun 18. maddesindeki düzenleme ile özel televizyon kanallarındaki cevap ve düzeltme hakkı; (1) Gerçek ve tüzel kişiler, kendileri hakkında şeref ve haysiyetlerini ihlâl edici veya gerçeğe aykırı yayın yapılması hâlinde, yayın tarihinden itibaren altmış gün içinde, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmamak ve suç unsuru içermemek kaydıyla, düzeltme ve cevap yazısını ilgili medya hizmet sağlayıcıya gönderir. Medya hizmet sağlayıcılar, hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde, cevap ve düzeltmeye konu yayının yapıldığı saatte ve programda, izleyiciler tarafından kolaylıkla takip edilebilecek ve açıkça anlaşılabilecek biçimde düzeltme ve cevabı yayınlar. Düzeltme ve cevap hakkı doğuran programın yayından kaldırıldığı veya yayınına ara verildiği durumlarda, düzeltme ve cevap hakkı, yedi günlük süre içinde anılan programın yayın saatinde kullandırılır. Düzeltme ve cevapta, buna neden olan yayın belirtilir.
(2) Düzeltme ve cevabın birinci fıkrada belirtilen süre içinde yayınlanmaması hâlinde bu sürenin bitiminden; birinci fıkra hükümlerine aykırı şekilde yayınlanması hâlinde düzeltme ve cevabın yayınlandığı tarihten itibaren on gün içinde ilgili kişi, mahkemeden cevap ve düzeltmenin birinci fıkra hükümlerine uygun olarak yayınlanmasına karar verilmesini isteyebilir. Yetkili ve görevli mahkeme; başvuru sahibinin ikamet ettiği yerdeki sulh ceza mahkemesi, başvuru sahibinin yurt dışında ikamet etmesi hâlinde Ankara Sulh Ceza Mahkemesidir.
(3) Sulh ceza hâkimi, istemi üç gün içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı tebliğden itibaren yedi gün içinde yetkili asliye ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Asliye ceza mahkemesi itirazı üç iş günü içinde inceleyerek kesin karara bağlar.
(4) Hâkim tarafından düzeltme ve cevabın yayınlanmasına karar verilmesi hâlinde, birinci fıkradaki yedi günlük süre, sulh ceza hâkiminin kararına itiraz edilmemişse kararın kesinleştiği tarihten; itiraz edilmişse asliye ceza mahkemesi kararının tebliği tarihinden itibaren başlar.
(5) Düzeltme ve cevap hakkına sahip olan kişinin bu hakkı kullanmadan ölmesi hâlinde, bu hak mirasçılarından biri tarafından kullanılabilir. Bu durumda, ölümün altmış günlük düzeltme ve cevap hakkı süresi içinde gerçekleşmiş olması kaydıyla, kalan düzeltme ve cevap hakkı süresine otuz gün ilâve edilir.
(6) Gerçek ve tüzel kişilerin kişilik haklarını ihlâl eden yayın hizmetlerinden doğan maddi ve manevi zarardan dolayı, medya hizmet sağlayıcı kuruluş ile birlikte programın yapımcısı müştereken ve müteselsilen sorumludur.
(7) İlgili kişi birinci fıkrada belirtilen cevap ve düzeltme hakkını, aynı süreler içinde doğrudan sulh ceza mahkemesinden isteyebilir.’’ şeklinde düzenlenmiştir.
TRT.’nin yayınlarına ilişkin olarak cevap ve düzeltme hakkı düzenlemesi 2954 sayılı Kanunun 27. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre yayınlarda bir kişinin haysiyet ve şerefine dokunulması veya kendisi ile ilgili olarak gerçeğe aykırı hususlar bulunulması halinde; ‘‘ a) Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu, o kişinin yayın tarihinden başlayarak yedi gün içinde göndereceği düzeltme ve cevap metnini, Genel Müdürlükçe alınmasından başlayarak üç gün içinde yayınlamakla yükümlüdür.
- b) Bu düzeltme ve cevap metninde, yayının niteliğinin yukarıdaki fıkra kapsamına girdiği, yayında kendisine gerçeğe aykırı olarak bir husus atfedildiği veyahut şeref ve haysiyetine dokunulduğu veya gerçeğin ne olduğu kısaca açıklanır. Cevap ve düzeltme metni, cevap ve düzeltmeye esas olan yayın süresinin ilgili bölümünün süresini aşamaz.
- c) Düzeltme ve cevap metninin bu Kanun hükümlerine uygun olmaması veya suç niteliğindeki ifadeler taşıması veyahut yeni bir düzeltme ve cevap hakkı doğurur nitelikte olması halinde, Genel Müdürlük bu talebi reddettiğini, yayınlamakla yükümlü olduğu üç günlük sürenin bitiminden itibaren iki gün içinde ilgilisine bildirir.
- d) İlgili, bu ret kararına karşı, iki gün içinde Ankara Sulh Ceza Hakimliği nezdinde itiraz edebilir. Hak sahibi, itirazını, Ankara Sulh Ceza Hakimliğine gönderilmek üzere bulunduğu yer mahkemesine de verebilir.
- e) Ankara Sulh Ceza Hakimi, en geç iki gün içinde düzeltme ve cevap metnini; suç niteliği olup olmadığı, yayın ile ilgisi bulunup bulunmadığı, bu maddede yazılı şartlara uygun olup olmadığı, yeni bir düzeltme ve cevap hakkı doğurur nitelikte olup olmadığı ve süresi içinde Türkiye Radyo – Televizyon Kurumuna gönderilip gönderilmediği yönlerinden inceleyerek karar verir. Hakim cevap veya düzeltme metninin aynen yayınlanmasına karar verebileceği gibi uygun göreceği değişiklikleri bizzat yaptıktan sonra yayınlanmasına da karar verebilir. Bu kararın birer örneği taraflara gönderilir.
- f) Taraflar, bu karara, kendilerine tebliğinden başlayarak iki gün içinde Ankara Asliye Ceza Hakimliği nezdinde itiraz edebilirler. Bu itiraz ve karar hususlarında yukarıdaki (d) ve hiçbir bentleri hükümleri aynen uygulanır.
- g) Asliye Ceza Hâkiminin verdiği karar kesindir. Bu kararın Genel Müdürlüğe tebliğinden itibaren en geç iki gün içinde cevap ve düzeltmenin yayınlanması zorunludur.
- h) Düzeltme ve cevap hakkını kullanmadan ölen kimsenin bu hakkını mirasçıları birlikte veya bunlardan yalnız ilk başvuranı kullanabilir.
- i) Bu madde uyarınca ilgililere yapılacak tebligatlarda 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uygulanır.
Özel hukuk tüzelkişilerince gönderilecek düzeltme ve cevap metinleri hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.
Bu Kanunun 19 uncu maddesi uyarınca yapılan yayınlar nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan fakat Hükümete dahil olmayan siyasi partiler, düzeltme ve cevap hakkı taleplerini yayın tarihinden başlayarak üç gün içinde Ankara Sulh Ceza Hakimliği nezdinde yaparlar. Bu talepler hakkında bu maddenin (d), hiçbir ve (f) bentleri hükümleri uygulanır.
Siyasi partilerin radyo ve televizyondan özel kanunları uyarınca yapacakları seçim propaganda konuşmaları ile bu Kanunun 18 inci maddesi uyarınca yayınlanan Hükümet bildirisi veya konuşmaları hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz. ’’ düzenlemesi getirilerek TRT. yayınlarından kaynaklanan kişilik hakkı ihlalinde cevap ve düzeltme hakkı hükme bağlanmıştır.
Cevap ve düzeltme hakkının kullanılmasının şartları bakımından; gerçeğe aykırı veya haysiyet ve şerefe dokunacak nitelikte bir yayının bulunması, bu hakkı kullanacak kişinin bu yayın dolayısıyla kişilik değerlerinin saldırıya uğraması gerekmeli, cevap ve düzeltmenin içeriğinin kanuna uygun olması yani bu hakkın kullanımına neden olan yayınla ilgili olması ve yayın ilkelerine aykırı olmaması ve ilgili kanunlarda belirtilen süreler içinde yapılması gerekmektedir.
- SONUÇ
Görsel medya araçlarının etkisinin ülkemizdeki boyutlarının ne denli büyük olduğu düşünüldüğünde, bu araçlar üzerinden televizyon kanallarının, rating mücadelesi, ticari kazanım yapma çabaları, kişisel ego tatmini gibi nedenlerle bazı kişilerin kişisel değerlerini hedef almaya yönelik olarak gerçekle bağdaşmayan veya gerçek olup açıklanmaması gereken, hakaret ve tehdit içerikli söylem, hareketlerde bulunması günümüzde oldukça sık rastlanmaktadır.
Aslında toplumumuzun büyük bir çoğunluğunun da böyle programları takip ederek, seyrederek, bu yayınları başka platformlarda paylaşarak, kişilik haklarına yapılan saldırılara dolaylı olarak destek verdikleri de görülmektedir. Ülkemizde yürürlükte bulunan kanunlarda kişilik hakkının saldırılara karşı korunmasına ilişkin düzenlemeler, saldırının neticesinde hakkı tecavüze uğrayan kişinin talep edebilecekleri haklar gerektiği ölçüde düzenlenmişse de, öncelikli olarak toplumda yaşayan bireylerin bu hak ihlallerine karşı gerekli tepkiyi koyması gerektiğini düşünmekteyim.
Bununla birlikte özellikle 2954 sayılı TRT. yayınlarına ilişkin kanun ile 6112 sayılı özel televizyon kanallarının yayına ilişkin düzenlenen kanunun hukuki sorumluluğa ilişkin düzenlemelerdeki farklılığın giderilmesi gerektiği kanısındayım. Anayasanın en temel özelliklerinden olan ‘‘Eşitlik İlkesi’’ kuralı gereğince TRT. yayınlarından doğan sorumluluk ile özel kanallarda yapılan yayınlardan doğan hukuki sorumluluğun adil olarak her iki tarafa da eşit şekilde dağıtılması gerekmektedir. 2954 sayılı kanunla hukuki sorumluluğun kapsamı dar bırakılmışsa da, bu sorumluluğun özel televizyon kanallarındaki yayınlardan doğan sorumluluk ile benzer olması gerekliliğinden bahisle kanuni düzenleme yapılmasının yararlı olacağını düşünmekteyim.
KAYNAKÇA
Acabey, M.B., Basın Özgürlüğü ve Bu Özgürlüğün Bir Sınırı Olarak Kişilik Hakkı, http://journal.yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2014/01/1-Beşir-ACABEY.pdf.,
Açıkgöz, A., Basın Yoluyla Gerçekleşen Kişilik Hakkı İhlallerinin Unsurları, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul : 2009,
Aydos, O.S., Basın Yolu İle Kişilik Hakları İhlallerinde Manevi Tazminat, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XVI, 2012, S.2, s.1-36,
Çetin, E., Son Değişikliklerle Açıklamalı- İçtihatlı Basın Hukuku Yazılı Basın, Radyo- Televizyon, İnternet, 5. Baskı, Ankara : 2014,
Çiçek, E., Televizyon Yoluyla Kişilik Haklarının İhlali Uzmanlık Tezi, Ankara :2011,
Dural, M. ve Öğüz, T., Türk Özel Hukuku Cilt II Kişiler Hukuku, 17. Baskı, İstanbul : 2016,
Eren, F., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 19. Baskı, Ankara : 2015,
Helvacı, S., Gerçek Kişiler, 7. Baskı, İstanbul :2016,
Helvacı, S. ve Erlüle, F., Medeni Hukuk, 4.Baskı, İstanbul : 2016,
Kaya, M., Elektronik Ortamda ( Elektronik Haberleşme- İnternet- Sosyal Medya) Kişilik Hakkının Korunması, Ankara : 2015,
Oğuzman, M.K., Seliçi, Ö. ve Oktay-Özdemir, S., Kişiler Hukuku ( Gerçek ve Tüzel Kişiler), 9. Baskı, İstanbul :2009,
Ongun, C., Yayın Yoluyla Kişilik Hakkının İhlali Basın, Radyo-Televizyon ve İnternet Hukuku, İstanbul : 2013,
Serdar, İ., Radyo ve Televizyon Yoluyla Kişilik Hakkının İhlali ve Kişiliğin Korunması, Ankara : 1999.
[1] Helvacı, S. ve Erlüle, F., Medeni Hukuk, 4.Baskı, İstanbul : 2016, s.85; Helvacı, S., Gerçek Kişiler, 7. Baskı, İstanbul :2016, s. 101; Oğuzman, M.K., Seliçi, Ö. ve Oktay-Özdemir, S., Kişiler Hukuku ( Gerçek ve Tüzel Kişiler), 9. Baskı, İstanbul :2009, s.133.
[2] Dural, M. ve Öğüz, T., Türk Özel Hukuku Cilt II Kişiler Hukuku, 17. Baskı, İstanbul : 2016, s.100.
[3] Yargıtay HGK. 09.04.1982 tarihli, 1981/456 E. ve 1982/348 K., Kazancı İçtihat ve Bilgi Bankası.
[4] Helvacı, s. 101.
[5] Helvacı, s.105-107; Helvacı ve Erlüle, s.85; Oğuzman, Seliçi ve Oktay-Özdemir, s. 134-135; Dural ve Öğüz, s.103-104’te kişilik hakkının nitelikleri konusunu dört başlık üzerinden açıklamıştır.
[6] Oğuzman, Seliçi ve Oktay-Özdemir, s.135.
[7] Helvacı ve Erlüle, s.86; Helvacı, s.109.
[8] Helvacı, s.109.
[9] Dural ve Öğüz, s.135-136; Helvacı ve Erlüle, s.89.
[10] Helvacı,s.121.
[11] Helvacı,s.121.
[12] Dural ve Öğüz, s.136; Oğuzman, Seliçi ve Oktay-Özdemir,s.148.
[13] Helvacı ve Erlüle, s.91.
[14] Helvacı, s.131-132; Dural ve Öğüz, s.140.
[15] Oğuzman, Seliçi ve Oktay-Özdemir, s.106.
[16] Eren, F., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 19. Baskı, Ankara : 2015, s.301.
[17] Serdar, İ., Radyo ve Televizyon Yoluyla Kişilik Hakkının İhlali ve Kişiliğin Korunması, Ankara : 1999, s.68.
[18] Serdar, s. 69.
[19] Çiçek, E., Televizyon Yoluyla Kişilik Haklarının İhlali Uzmanlık Tezi, Ankara :2011, s.58.
[20] Serdar, s.73.
[21] Ongun, C., Yayın Yoluyla Kişilik Hakkının İhlali Basın, Radyo-Televizyon ve İnternet Hukuku, İstanbul : 2013, s.74.
[22] Serdar, s.76.
[23] Çiçek, s. 60; Serdar, s.76.
[24] Serdar, s.78.
[25] Serdar, s.82.
[26] Serdar, s.82-83.
[27] Serdar, s.85.
[28] Açıkgöz, A., Basın Yoluyla Gerçekleşen Kişilik Hakkı İhlallerinin Unsurları, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul : 2009, s.35.
[29] Serdar, s. 91.
[30] Çetin, E., Son Değişikliklerle Açıklamalı- İçtihatlı Basın Hukuku Yazılı Basın, Radyo- Televizyon, İnternet, 5. Baskı, Ankara : 2014, s. 106.
[31] Yargıtay 4. HD. 19.3.2009 tarih, E. 2008/9075, K. 2009/4072, Çetin, s. 109.
[32] Serdar, s.95-96.
[33] Çetin, s.200.
[34] Açıkgöz, s.79.
[35] Yargıtay 4. HD., 17.3.2010 tarih, E. 2009/5609, K. 2010/2956, Çetin, s.211-212.
[36] Kaya, M., Elektronik Ortamda ( Elektronik Haberleşme- İnternet- Sosyal Medya) Kişilik Hakkının Korunması, Ankara : 2015, s.391.
[37] Kaya, s.390; Serdar, 131-132; Çetin, s.247.
[38] Serdar, s.123.
[39] Acabey, M.B., Basın Özgürlüğü ve Bu Özgürlüğün Bir Sınırı Olarak Kişilik Hakkı, s.43, http://journal.yasar.edu.tr/wp-content/uploads/2014/01/1-Beşir-ACABEY.pdf.
[40] Helvacı, s.158.
[41] Serdar, s.253.
[42] Dural ve Öğüz, s.152; Helvacı ve Erlüle, s.98; Çetin, s.372; Serdar, s.256.
[43] Dural ve Öğüz, s.153.
[44] Serdar, s.258-259.
[45] Helvacı ve Erlüle, s.98.
[46] Acabey, s.45.
[47] Çetin, s.373.
[48] Serdar, s.266.
[49] Oğuzman, Seliçi ve Oktay-Özdemir, s.178.
[50] Eren, s.531.
[51] Helvacı ve Erlüle, s.99.
[52] Serdar, s.306-307.
[53] Aydos, O.S., Basın Yolu İle Kişilik Hakları İhlallerinde Manevi Tazminat, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XVI, 2012, S.2, s.21.
[54] Yargıtay 4. HD., 03.07.2013 tarihli, E. 2012/14429, K. 2013/12809, Kazancı Mevzuat ve İçtihat Bilgi Bankası.
[55] Çetin, s.379.
[56] Çetin, s.424.